<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2032996915836674990</id><updated>2011-07-28T08:49:23.449-07:00</updated><category term='Yazıtlar'/><title type='text'>Zamanın Tozları</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://zamanintozlari.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2032996915836674990/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zamanintozlari.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>S.Luger</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08790444335100533836</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7-2Q899e4nA/TDHd1T0ynAI/AAAAAAAAAAM/Wa1V8mw925U/S220/S.Luger+Card.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>4</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2032996915836674990.post-7423216327266827277</id><published>2010-10-23T16:57:00.000-07:00</published><updated>2010-10-23T16:58:16.826-07:00</updated><title type='text'>Bir başına karanlığın içinde...</title><content type='html'>Kısa hayatların var oluş öykülerinin büyütüldüğü hayal evrenlerinde, masum ve dürüst olan tek bir hayattı. O hayatın sahibi çatıları çok severdi, çatıdan çatıya atlamayı ister ama bunu hiç mümkün olamayacağını bilirdi. Ufak şeylerden mutlu olmasını bilir ancak hiçbir zaman birşeyin parçası gibi hissetmezdi. Bir başına ve karanlığın içinde... " Her zaman yaşayabileceğinin en iyisini yaşa" dedi. Eğer şimdi ölürsen hatırlanmayacaksın. Sadece gömülüp kalacaksın ve az bir hatırayla yasın tutulacak.. daha ne isteyebilirsin ki? Dünya ayaklarının altından kayacak ve ruhunu bulmak için ya çok zeki ya da çok aptal olacaksın. Belki kızgın olacaksın. Çünkü teş çıkış yolu sevgi ile olacak ve sen sadece azgın ve yalnız olacaksın. Önünde gergin bir yol bulunmadan önce bunu görmüştü. Rüzgarla süpürülmüştü veya güneşle kavrulmuştu veya karla kaplanmıştı. Belki toprak bir yoldur ya da betondur ya da karanlıkların arasına gizlenmiştir ya da gözlerini kısarak bakasın diye parlak ve açıktır. Ama ne olursa olsun, bomboş gelecektir. Yani, hayatı en iyi şekilde yaşamalıyız.﻿﻿&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2032996915836674990-7423216327266827277?l=zamanintozlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zamanintozlari.blogspot.com/feeds/7423216327266827277/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://zamanintozlari.blogspot.com/2010/10/bir-basna-karanlgn-icinde.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2032996915836674990/posts/default/7423216327266827277'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2032996915836674990/posts/default/7423216327266827277'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zamanintozlari.blogspot.com/2010/10/bir-basna-karanlgn-icinde.html' title='Bir başına karanlığın içinde...'/><author><name>S.Luger</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08790444335100533836</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7-2Q899e4nA/TDHd1T0ynAI/AAAAAAAAAAM/Wa1V8mw925U/S220/S.Luger+Card.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2032996915836674990.post-6752314298669103974</id><published>2010-07-18T15:06:00.001-07:00</published><updated>2010-07-30T11:45:01.481-07:00</updated><title type='text'>Anıların Yolculuğu</title><content type='html'>Geçmişteki her anı kendini bir çok şekilde ve duyguda hatırlatabilir. Bu durumda her anı için üzücü veyahut her anı için mutlu diye sınıflandıramayız. Aynı anı içinde hem mutlu hem üzgün olabiliriz. Bu kimi zaman bir kişi üzerinde kimi zaman ise bir olay olabileceği gibi sadece bir yer içinde geçerli olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir durum önce mutluluk sonra hüzün kısa bir süre sonra ise acabalar arasında bırakabilir sizi. Uzun zaman önce gidilen bir mekanda yer eden anılar ve o yerdeki yaşananların hafızanıza iyi ya da kötü, mutlu ya da mutsuz durumlarla kazınması sizden çok anıyı yaşatanla ilgili olsa da sorumlu hiçbir zaman sizden başkası değildir. Eğer erkek iseniz bu kesinlikle suçlu sizsiniz demek ile eşdeğer olacaktır ki, bu duruma alışmak her er kişinin haddi değildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanın birinde uzak bir şehre giden genç, yol boyunca en kötü ihtimalleri düşünerek asfalttaki şeritlerin her geçişinde biraz daha endişeye bunu takiben de meraka yenik düşen kafasını uzaklaştığı şehre veda etmekle meşgul tutmaya çalışsa da başarılı olamıyordu. Yoldaki ışıklar gittikçe daha parlak, her geçilen köy, kasaba ya da şehir bir diğerinden daha sessiz görünüyordu. Bir süre öylece dağlara, ormanlara bakakaldı. İlk mola yaklaştığında kaptan otobüsün önce loş sonrasında ise tüm ışıklarını açtı. Muavin her zaman ki sıkılmış ve yarı uykulu haliyle mikrofona uzanıp artık her yolcunun neredeyse ezbere bildiği o sıkıcı metni mikrofona üfleyip boğazına kadar soktuktan sonra okumaya başladığında genç kendini gülmekten alıkoyamadı. İlk mola bilmediği bir yerde hiçbir yerin ortasında bolca ışıklandırılmış, bir tarafta pompalardan gelen benzin kokusu, dışarı adım atar atmaz üzerine saldıran hırçın ayazın iniydi.Kendini tuvalete atmak için nerede bu tabela diye koşturan insanların arasından kurtulup havaya ve yabancılığa alışıp sigarasını yaktı. Bir süre hareketsizlikten uyuşmuş ayaklarını açmak için otobüslerin arasında kimi zaman arkalarında bir ileri bir geri yürüdü. Hiçbir zaman uyuyamadığı yolculuklarında yanındaki adamın horlamasından 30 dakikalığına da olsa kurtulmuş olmanın verdiği zevkle sigarasına son anlarını yaşatırken artık alışkanlık haline getirilmiş gerek olmasa bile gidilmesi gereken ve her yolculukta insanı şoke eden ücretlendirme ve uzay yolu dizinsini hatırlatan tuhaf çalışma şekilleri olan musluklar, sifonlar, kağıt havlu kutuları ve el kurutucuları ile cebelleşme gayretine girmek için tuvaletlere doğru yöneldi. Musluğun nasıl çalıştığını keşfettikten sonra yüzünü yıkayıp tekrar temiz havaya attı kendini. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarı çıktığında yeni gelmiş otobüslerden inen yolculara bakakaldı. O otobüsteki her bir yolcu başka bir hikaye başka bir neden demekti. Bir süre sonra bir sigara daha yakıp mümkün olduğunca yanındaki koltukta oturanla göz göze gelemeye çalışıp bir kahve için tenhalarda bir masa seçti. Bir süre oldukça yoğun garsonun kendisini fark edip gelmesini bekledikten sonra gelen kahvesinden ilk yudumu alırken hoparlörlerden çıkan cırtlak kadın sesi ile yapılan duyurudan sonra bazılarının  otobüse aceleyle, ellerindeki bardakları ve sigaraları bırakıp koşturmalarını izledi. İşte otobüs kalkıyordu ve yeni anılara doğru yola çıkıyordu. Geçilen her kavşak her köy her kasaba bir anıydı onun için. Bir süre sonra kendi otobüsünün de duyurusu yapıldı koşturan insanların telaşlı hareketler ile otobüsteki yerlerini aldıktan sonra o da otobüse bindi. Mola bitmiş ve yola, anılara tekrar hareket başlamıştı. Muavinin kolonya ve su ikramından sonra ışıklar sönmüş, otobüsün farlarının vurduğu asfalt tekrar kendini göstermiş ancak farların gösterebildiği kadar uzağı görebildiği uzun yolculuk bir sonraki mola yerine kadar devam ediyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci mola da bittikten sonra artık hedefe yaklaşmış olmanın heyecanı içine işliyor merakı gittikçe artıyordu. En nihayetinde hedefe ulaşılmış bir çok köy ve kasaba aşılmış yeni şehre ulaşılmıştı. Çantasıyla dışarıya çıkıp bir sigara daha yaktı. Tahmin ettiğinden çok daha erken varmıştı yeni şehre bir süre oyalanması gerekiyordu. Gece gündüz ile savaşını kaybetmek üzereyken hareket eden toplu taşıma araçlarından birine binip o şehirdeki yeni hedefine, anılara ve olaylara doğru heyecanla yöneldi. Araçtan indikten sonra hâlâ saatin çok erken olduğunu fark edip biraz daha oyalandıktan sonra sabırsızlık ve merakına yenik düşüp kendisini karşılamaya gelecek kişiyi aradı. Eve geldiklerinde ilk istediği sıcak taze bir kahve olmuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa bir süre orada kaldıktan, yeni hayatlar, anılar, olaylardan sonra kendi şehrine doğru yola koyuldu. Dönerken tek düşündüğü yaşadığı güzel anılar ve olaylardı. Uzun zamandır hiç kendini bu kadar heyecanlı bu denli mutlu hissetmemişti. Her şey çok çabuk olmuş, hiçbir şeyden emin olmamanın verdiği haz ile mutluluk karışınca ortaya huzurlu ve gülümseyen koca bir surattan başka bir şey çıkmamıştı. Kendi şehrine döndükten sonra sanki bir şeyi orada unutmuş gibi hissetti. Ne çantasında ne de üstünde eksik bir şey vardı. Ama kendi içine bakmak çok zaman sonra aklına geldi. Bir süre kararsızlık ve merak ile boğuştuktan sonra cesaretini toplayan genç unuttuğu şey için telefona yöneldi. Parmakları her bir numaraya basarken biraz daha ağırdan alıyor heyecanı ve duyguları arttırıyordu. Birkaç görüşmeden sonra unuttuğu bir şey olmadığını öğrenen genç yeni hayat tanımanın ve o hisleri, duyguları ve de anıları yaşadığı için kendini şanslı hissedip aramayı bıraktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanın tozları arasında dolaşırken çalan bir telefon belki de yeni bir hayatın, yeni anıların, yeni mutlulukların, yeni olayların habercisi olabilir miydi? Anılar her zaman geçmişte kalmayabiliyor tekrar kendini hatırlattıklarında yeni bir şans doğurabiliyorlar mı?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2032996915836674990-6752314298669103974?l=zamanintozlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zamanintozlari.blogspot.com/feeds/6752314298669103974/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://zamanintozlari.blogspot.com/2010/07/anlarn-yolculugu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2032996915836674990/posts/default/6752314298669103974'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2032996915836674990/posts/default/6752314298669103974'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zamanintozlari.blogspot.com/2010/07/anlarn-yolculugu.html' title='Anıların Yolculuğu'/><author><name>S.Luger</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08790444335100533836</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7-2Q899e4nA/TDHd1T0ynAI/AAAAAAAAAAM/Wa1V8mw925U/S220/S.Luger+Card.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2032996915836674990.post-4653052513543848876</id><published>2010-07-07T16:49:00.000-07:00</published><updated>2010-07-07T16:54:21.664-07:00</updated><title type='text'>Yazlıkta Bir Gece</title><content type='html'>Sabahın öğlen ile senfonisinde yolda; lastiklerin asfaltta kavgası, güneşin asfalta destek çıkarcasına onu parlatması ve küçük su birikintilerinden geçerken çıkan sesler kulağıma müzik gibi geliyor, rüzgarın aralanmış pencereden fısıldaması ve vurduğu temiz hava yüzüme küçük dokunuşlar bırakıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Islak asfaltın kokusu yavaş yavaş kendini denizin kokusuna bırakıyor, temiz hava ormanlara yaklaştıkça daha da güzel kokularla beni güne hazırlıyordu. Yazlığa vardığımda ilk dikkat çeken çiçekler, meyve ağaçları ve yeni olgunlaşmaya başlayan sebzelerin taze ve saf kokularıydı. Denize girmek için ne kadar sabırsızlansam da ilk yaptığım iş  paketini o an açtığım taze kahvenin kokusunu içime çekip kendime bir tane hazırlamak olmuştu. Kahvem bittiğinde bir süre daha bahçeye bakıyor, yaseminlerin aralarından dans ederek gelen anı polenlerinin beni güzel anlara götürmesine engel olamıyordum.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;      Yüzümde biraz hüzünle sahile doğru yürürken günümün ilk sigarasını yakıp derin bir nefes çektiğimde deniz beni mavisiyle ve sakinliğiyle kendine çekiyordu. Çakıl yolda yürürken çıkan sesler bu yolu yalnız başıma yürümediğim zamanları getiriyordu aklıma ama hiçbir şey moralimi bozamaz, beni anılara boğamazdı. Kumun sıcak karşılaması havlumu sererken ayaklarımdan tüm vücuduma yayılıyordu. Rüzgar ılık ve sakince tenimi okşuyor, güneş ise tüm haşmetiyle ortalığı kavuruyordu. Kum tanecikleri güneşin bu sevgi dolu kucaklayışına göz kırpıyor, her kum tanesi elmasmış gibi parlıyordu. Deniz ise bu durumu kıskanırcasına masmavi ve kimi zaman inci tanesi büyüklüğünde ışıltıları ve dalgalarıyla çıkardığı sesler ile beni büyülüyordu. Müziğin sesi gitgide artıyor ve arttıkça beni geçmişe doğru sürüklüyordu. Denizin mavisi ve sesine daha fazla dayanamayıp kendimi onun erdemine ve saflığına bırakıverdim. Uzun zaman olmuştu kendimi böyle huzurlu hissetmeyeli. Sanki altımdan geçen her dalga beni sakinleştiriyor bir süreliğine de olsa anılardan ve dertlerden beni arındırıyordu. Uzun bir süre dalgaların beni rahatlatmasına ve sürüklemesine izin verdikten sonra bir parça meydan okumanın deniz ile aramı bozmayacağından emin bir şekilde ilk adaya doğru kulaç atmaya başladım. Her kulaçta sahilden biraz daha uzaklaşıyor ve insanlar gittikçe küçülmeye başlıyorlardı. Bu dikkatimi çektiğinde çoktan ilk adaya varmıştım. Sahildeki insanların her biri farklı bir hayat, her hayatta ise bir sürü hikaye vardı. Güneşlenen bir grup kız, onlara gösteriş yaparcasına top oynayan erkekler, tavla oynayan iki eski arkadaş, şezlonglara uzanmış el ele tutuşan yaşlı bir çift, kumdan kuleler yapan çocuklar, el ele gezen genç çiftler, erkek ve kız tavlamak için sahil boyu yürüyen hormon dolu gençler, denizde çeşitli oyunlar oynayan erkekler ve kızlar. Böyle uzaktan bakınca herkes ne kadar da mutlu görünüyorlar. Onları bir otelin tanıtım kartındaki küçük fotoğraflara benzettim  ve bir süre gerçekler mi yoksa o fotoğraftakiler gibi sadece ilgi çekmek için mi böyleler diye düşünürken bir anda mutsuz ve yalnız hissettim kendimi. Neyse ki bu halim kuma çıkıp havlumun üzerine yatıp kendimi güneşin şefkatine teslim edince geçiverdi. Yeteri kadar güneşlendikten ve yüzdükten sonra güneşte günü geceye devretmek üzere yavaş yavaş vedalaşırken toparlanıp yazlığa o güzel bahçeye geri dönme zamanı gelmişti. Ilık bir duştan sonra güzel kokan bir kahve ve yanında bir dalda sigara bu kez de beni akşama hazırlıyordu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;      Akşam yemeğini yedikten sonra sahil boyu bir yürüyüş belki de bir bardak bira akşamı daha da keyifli kılarken, her attığım adımda yanımdan geçen insanlara imrenerek bakıyor, sahilde ateş yakmış ve gitar çalan gençleri gördükçe biraz da alaycı bir şekilde dudağım kenarıyla gülüyordum. Çay bahçelerinde okey taşlarının sesleri ve her çay bahçesinden gelen yüksek sesteki farklı müzikler birbirlerine karışsa da yine gençken bunlara aldırış etmediğimi hatırlayıp yine aynı alaycı ifadeyle gülümsüyordum. Tüm sahili bitirdikten sonra son durağım olan köprüye de gidip sahil yolunun lambalarının köprünün altındaki sularla dansı, kurbağalarında sanki bu dansa eşlik edercesine şarkı söylemeleri ve ellerinde mısırlarıyla geçen insanlar arasından köprünün korkuluklarından ayaklarını uzatmış ağzımda sigara açıklardaki balıkçı teknelerine onların güverte lambalarına bakakalmıştım. Eve döndüğümde sahil yolundaki insanlar yarı yarıya azalmış saat çoktan gece yarısı geçmişti. Yazlığa geri dönme, son kahve ve sigarayı içip sivrisineklerle savaşa başlama zamanı gelmişti. Spreylerle ve prize takılan şu kokusuz sinek kovarlarla yine savaşı kazanmanın verdiği çocuksu sevinçle yatağıma uzanmış ve kitabımdan her zaman ki gibi bir bölüm bitirip uzanıp yeni bir güne, yeni anılara ve yeni bir hayata başlamak üzere gözlerimi kapadım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2032996915836674990-4653052513543848876?l=zamanintozlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zamanintozlari.blogspot.com/feeds/4653052513543848876/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://zamanintozlari.blogspot.com/2010/07/yazlkta-bir-gece.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2032996915836674990/posts/default/4653052513543848876'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2032996915836674990/posts/default/4653052513543848876'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zamanintozlari.blogspot.com/2010/07/yazlkta-bir-gece.html' title='Yazlıkta Bir Gece'/><author><name>S.Luger</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08790444335100533836</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7-2Q899e4nA/TDHd1T0ynAI/AAAAAAAAAAM/Wa1V8mw925U/S220/S.Luger+Card.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2032996915836674990.post-8504721938283450830</id><published>2010-07-05T06:10:00.000-07:00</published><updated>2010-07-05T06:11:31.189-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yazıtlar'/><title type='text'>Eski Evde Zaman</title><content type='html'>Unutulamayacak ruhunun özgür olamayacağını, ilelebet mutlu olamayacağını düşündüğün gün; hayaller bitmiş demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Eski evde zamanın tozları arasında ruhumu ararcasına dolaşırken, geçmişle karşılaşacak olmamın gerçeğini görmezden gelmeye çalışıyordum. Artık evimi bile kendi evim gibi hissetmiyor sadece anıların olduğu bir müzeymişçesine çekinerek giriyorum.&lt;br /&gt;  Geçmişten kaçmaya çalışmak ancak kendine güvenmeyen insanların yapabileceği kadar aşağılayıcı bir şeydir.&lt;br /&gt; Odaların pencerelerini bir bir açarken tozları yok etmek istercesine her kalkan toz tanesi beynime mıhlanırcasına anıları sakladığım yerlerden çıkartıp yüzümde biraz hüzün biraz mutluluk yayarak tekrar gözlerimin önüne getiriyordu. Her defasında yüzüme patlayan bir ışık gibi anılar ardı ardına aklıma geliyorken göz yaşlarımı engellemek için kendimi kasarken buldum kendimi. Her zaman söylediğim ve sevdiğim eski bir cümle var : geçmiş geçmişte kalmıştır , yarın ise bir muammadır. Bu yüzden İngilizcede bugün aynı zamanda hediye anlamı taşımaktadır. Hayatım boyunca hep anı yaşadım ve bundan hiçte pişman değilim. Ama şunu da öğrendim ki geçmişi silmek mümkün değilmiş.&lt;br /&gt;    Eğer hata yaptığınızı bildiğiniz halde hâlâ devam ediyorsanız ya çok cesursunuzdur ya da çok aptal.&lt;br /&gt; Bir şeyi bilip de onun hakkında hiçbir şey yapmamak ötesinde bir de üstünü kapatmak bir insanın kendine verebileceği en büyük acıdır. Hepimiz biraz yaparız ancak bu beni rahatlatacak bir şey değil. Sorun şu ki ben bunu bilerek ve isteyerek hiç sahip olmadığım bir şeyi kaybetmemek için kendimi kandırarak yaptım. Kazanmadığınızı kaybedemezsiniz öyle ise bu işkence niye?!&lt;br /&gt;  Hayattan ve çevremden tek beklediğim Dürüstlük – Saygı ve Sevgiydi bir türlü alamadığım…&lt;br /&gt;Yalanların mutlak ortaya çıkacağı yaşamlarda yalan konuşmanın değersizliği öğretilmişti bana… bunu kullanmıştım hayat anlayışımda ve yalnızlığa mahkûm edilmiştim varolmayanlarla. Tam çıkamayacağım dediğim bu çıkmazda doğal olmanın getirdiği gerçeklerin her zaman hikâye kitapları gibi bitmediğini, dürüstlük ve duyguların ifade edilmesini öğrendim. Bir oyun kurulmuştu hayatımla ve karşılaştırıldık bir yolda bilinmeyen bir varlıkla. Açtık hayatlarımızı tüm çıplaklığıyla ve utanmadık anlatırken bilinmeyen gerçekleri, çekinmedik birbirimizden, tiksinmedik bedenlerimizden.  Kimsenin görmediklerini görmem bir hediye miydi yoksa bir lanet mi karar veremezken, gecelerde. Bir orman yarattım aklımda ve orada yaşattım olmasını istediğim aşkı ruhumda. Orada yendik tüm düşmanlarımı, anılarımı. Geleceğe baktığımda fark ettim ruhum gibi âşık olamayacağımı. Baka kaldım bir kez daha itiraf ederken hayal kurduğumu kendime yağmuru hissederken zihnimde.&lt;br /&gt;Hayaller gerçek olamayacak kadar iyiyse kendini kandırıyorsun demektir.&lt;br /&gt; Hayallerin tek bir gerçek ile yok olacağını birkaç kez görmüşken yeni bir hayata başlamam daha önce başlamış olmama rağmen şimdi çok zor geliyor. Zamanın tozları artık acı veriyor nehir gibi akarken beynime. Oysa ki hayalleri gerçeğe dönüştürmeyi çok iyi becerirdim. Tek sorun bunu kendim hariç herkese yapabiliyor  olmam. &lt;br /&gt;  Kendinle savaşabilecek kadar güçlüysen rahatla, en sonunda istediğin özgürlüğü elde edeceksindir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2032996915836674990-8504721938283450830?l=zamanintozlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zamanintozlari.blogspot.com/feeds/8504721938283450830/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://zamanintozlari.blogspot.com/2010/07/eski-evde-zaman.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2032996915836674990/posts/default/8504721938283450830'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2032996915836674990/posts/default/8504721938283450830'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zamanintozlari.blogspot.com/2010/07/eski-evde-zaman.html' title='Eski Evde Zaman'/><author><name>S.Luger</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08790444335100533836</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_7-2Q899e4nA/TDHd1T0ynAI/AAAAAAAAAAM/Wa1V8mw925U/S220/S.Luger+Card.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry></feed>
